| 25 yıldır süren kardeş kavgasını, zorunlu göçü, dışlanmayı, mülteciliği anlattığı film. Güneşi Gördüm’ün fragmanları 12 Mart’ta güçlü bir filmin gelmekte olduğunu müjdeliyor. |
|
Mahsun Kırmızıgül önce müzik dünyasını fethetti. Sonra sinemaya bir
daldı, pir daldı. Yaşlı insanların hikayelerini anlatarak bütün
Türkiye’yi ağlattığı Beyaz Melek’ten sonra şimdi sırada Güneşi Gördüm
var. 25 yıldır süren kardeş kavgasını, zorunlu göçü, dışlanmayı,
mülteciliği anlattığı film. Güneşi Gördüm’ün fragmanları 12 Mart’ta
güçlü bir filmin gelmekte olduğunu müjdeliyor.
İzleyenler bana hak verecektir, fragmanlarda gördüğümüz kadarıyla
filmin Türkiye ve Norveç’te çekilen sahnelerinda tek bir boş kare, tek
bir boş cümle yok. "Bir dahaki kuşaklara, insan haklarının korunduğu,
çağdaş ve hukuka saygılı bir ülke bırakmak istiyorsak hepimiz
çabalamalıyız" diyor Mahsun Kırmızıgül. Ve buna sinema aracılığıyla
katkıda bulunmaya çalıştığını söylüyor.
Bu filmde anlatılan kimlerin hikayesi?
-Filmin
hikayesini ne ben ne de başka bir oyuncu dillendirmesin istiyorum ama
kısaca, Altun ailesinin hayata tutunma mücadelesi. Ülkemizde son 25
yıla dair görmezden gelinen konular, felaketlere rağmen geleceğe umutla
bakan insanların hikayesi. Her türlü ayrımcılığa karşı duran, savaşın,
kendine benzemeyeni hor görmenin sorunun ta kendisini olduğunu anlatan
bir film.
Beyaz Melek zamanında böyle bir hikaye var mıydı aklınızda?
-O
sırada Tarlabaşı’ndaki sette her gün yaşlı bir amca görüyordum, şöyle
65-70 yaşlarında. Tütün tabakasından çıkarıp sardığı bir sigarası
vardı. Sürekli içiyordu, çok üzgündü, belli ki bir hayata küsmüşlüğü
vardı. Sette onu her gördüğümde içim bir tuhaf oluyordu. Bir gün öğle
yemeğinde onunla konuşmaya başladım. Bana "Ben seni tanıyorum, böyle
saçmasapan filmler çekeceğinize benim filmimi çekin" dedi. Şoke
olmuştum.
Neymiş onun filmi?
-Ben de aynısını sordum. Eruh’luymuş. 1994’te İstanbul’a
gelmiş. Terörle mücadeleden dolayı devlet bir hafta içinde orayı
boşaltmalarını istemiş. Bunları anlatmaya başlayınca gözlerim doldu.
Bildiğim bir konuydu zaten, çok hüzünlendim. Türkiye’de insanlar şu
anda Gazze’deki çocukları nasıl düşünüyorsa, kendi ülkelerindeki
çocukları da düşünmeli. Bence insan önce kendi ülkesinin gerçeğine
bakmalı. Benim kafamdaki fikirler amcanın hikayesiyle birleşince Güneşi
Gördüm şekillenmeye başladı.
KİMSENİN DOKUNAMADIĞI GERÇEKLERE DOKUNUYORUM
Filmin merkezinde doğudan zorla göç ettirilen insanların ötekileştirilmesi var diyebilir miyiz?
-Sadece
onların öyküsü yok. Hayatın her alanında kendini bilmez insanların,
kendilerini farklılaştırıp karşısındakini ötekileştirmesinin altını
çizdim. Güneşi Gördüm’deki olayların yüzde yüzü gerçek. Bu filmde
kimsenin dokunamadığı gerçeklere dokunuyorum.
Bir sahnede
iki kardeş bir çatışmada karşı karşıya geldiklerinde ne olacağını
konuşuyorlar. İkisi de dağlarda ama biri terörist diğeri asker. Filmin
en etkileyici yönü bu herhalde?
-Cahit
Sıtkı Tarancı’nın şiirinden filmde bir alıntı yapıyoruz: "Memleket
isterim / Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun / Kuşların çiçeklerin
diyarı olsun. / Memleket isterim / Ne başta dert ne gönülde hasret
olsun / Kardeş kavgasına bir nihayet olsun". Daha fazla söze gerek var
mı? Bu film annelerin yıllardır akan gözyaşlarına dur demek adına
karınca kararınca etkili olacaksa, amacına ulaşmış olacak.
Filmde köylerinden çıkartılan üç aile dağılıyor. Biri Mersin’e, diğeri İstanbul’a, öbürü Norveç’e gidiyor. İstanbull’daki ailenin babası Ramo’yu siz canlandırıyorsunuz. Ramo kadar fedakar bir baba olabilir misiniz?
-Hiçbirimiz
olamayız herhalde. Ramo beni o kadar üzüyor ki onun hakkında konuşurken
bile boğazım düğümleniyor. Bir de Davut var. Altan Erkekli o kadar
güzel oynadı ki, sonuna dek sömürdüm oyunculuğunu. Türkiye’de her anne
baba, Ramo ve Davut’u izledikten sonra kendine sorular soracaktır.
Filmin oyuncu seçiminde sorunların yaşandığı yansıdı gazetelere. Neden?
-Konu
çok hassas, kanayan yaralar açık ve gözyaşı akmaya devam ediyor.
Dolayısıyla senarist olarak bir tarafın sözcülüğünü yapıyor konumuna
düşmeden, ama olanca gerçekliğiyle verebilmek için çok özen gösterdim.
İnandırıcılık samimiyetten geçiyor ve bu film samimi öyküler anlatıyor.
Karakterlere hayat veren oyuncuların seçiminde de çok titiz davrandım.
Filmde Norveç’e mülteci olarak giden bir aile var. Mültecilikle ilgili neler söyleyeceksiniz?
-Davut karakteri ülkesini kötülemiyor, sadece gerçekleri söylüyor. Başından geçen olayları anlatıyor. Haklı gerekçeleri var.
Doğudaki sahneler Kars’ta çekildi. Yöre halkı destek oldu mu?
-Destek
tarafı ağır basıyor. Kars’ın bir dağ köyünde çekim yaptık. 70 haneden
geriye 5 hane kalmıştı, köy boşaltılmıştı. Filmde ne anlatıyorsam orada
da yaşanıyordu yani.
Sahneden uzak kalmakla kaybettiğim parayı sinemada kazanmam imkansız
Sinema
tutkunuz nedeniyle bir yıldır sahneye çıkmadınız, yarışmalarda jüri
üyeliği yapmadınız. Kaybettiğiniz parayı sinemadan kazanabiliyor
musunuz?
-Karşılaştırıldığında tabii ki o parayı sinemadan kazanmama imkan yok. Ama ben sinemayı çok sevdim ve bu yola baş koydum.
SADECE KRALLAR DEĞİL YOKSULLAR DA ERKEK ÇOCUK İSTER
Filmde Ramo bir erkek çocuk özlemi çekiyor. Nedir bu erkek çocuk merakı?
-Erkek
çocuk sade doğuda değil, geçmişte de dünyanın her yerinde ön planda
olmuş. Bunu sadece krallar değil, yoksullar da istemiş üstelik.
Ramo’nun bu yönünü kendi akrabalarımdan yola çıkarak yazdım.
YAPIMCIM 1.5 MİLYON DOLAR KREDİ ÇEKTİ
Bütçemiz
6,5 milyon dolar. Kültür Bakanlığı’ndan Beyaz Melek için destek
alamamıştık, yapımcım bir daha başvurmak istemedi. Harcamaları o (Murat
Tokat) üstlendi. Hatta kriz olunca 1,5 milyon dolar da kredi çekti.
Yani anlayacağınız film iş yapmazsa Murat batar. Hürriyet
|
|
|
| Tavsiye Et |
Yorum Yaz
|
|
|
 |
| YORUMLAR |
| Bu habere henüz bir yorum yapılmamış. |
|
|
|
|
|
|
|