
Mehmet Aslan, Sinem Kobal, Irmak Ünal, Okan Karacan ve Ozan Aydemir'in başrollerini paylaştığı, Adnan Güler'in yönettiği 'Ayakta Kal' adlı sinema filmi, cuma günü vizyona girdi. Zenginle yoksul arasındaki çatışmadan doğan bir aşkı anlatan film, devlet okulları ve kolejlerde verilen eğitim arasındaki büyük farka dikkat çekiyor. Filmde yoksul kesimden 'Ali' karakterini canlandıran Mehmet Aslan'a göre; Türkiye'deki eğitim sisteminin en büyük sorunu dershanelerin varlığı... Ünlü gazinocu Fahrettin Aslan'ın oğlu olan genç oyuncu; filmini, ilişkilere ve hayata bakışını anlattı.
* Aslında işadamısınız ama aynı zamanda oyunculuk da yapıyorsunuz. Bunun nedeni şöhret mi? Yurtdışında ticaret üzerine okudum. Babamdan dolayı doğal olarak ticarete ilgi duydum. Ne var ki gönlümde hep oyunculuk yapmak vardı. Bu nedenle Fransa'da tiyatro eğitimi de almıştım. Bir bakıma mantığımın mesleği ticaret, gönlümün mesleği ise oyunculuktur. Her ikisini aynı anda yapmak zaman zaman gerçekten yorucu oluyor. Ama rol aldığım filmi beyaz perdede görünce, bütün yorgunluğumu atıyorum. Oyunculuğu şöhretin keyfini yaşamak için yapmıyorum. Zaten babamdan kalan bir şöhret, istesem de istemesem de üzerime yapışmıştı. Ayrıca şöhretin yan getirilerinden yararlanmıyorum.
ŞÖHRETİN YAN GETİRİSİ HAZ * Şöhretin yan getirileri nelerdir? Bir tür haz! Sanıyorum şöhretle birlikte elde edilen bir tür haz, yan getiri olarak yaşanıyor.
* Güzel kadınlarla birlikte olmak gibi mi? Şöhret olduğu için biriyle birlikte olan kadından da, onun birlikteliğinden de ne hayır gelir? Şöhreti için bir kadının kendisiyle birlikte olmasıyla 'Vay canına ne erkeğim' diye ortalıkta gezinen bir adamın adamlığı ne kadardır?
* Şöhretiniz için size yanaşan kadınlar olmadı mı? Mehter marşıyla gelip İzmir marşıyla gittiler. Yine öyle giderler.
* 'Ayakta Kal'da tam anlamıyla bir jön karakterine büründünüz? Kendinizi jön gibi hissediyor musunuz? Hayatımı kazanmak için oyunculuk yapmak zorunda olmadığımdan, içime sinen rolleri kabul etme lüksüm çok daha fazla. 'Ayakta Kal'daki 'Ali' karakteri de içime sinen rollerden biriydi. Bu nedenle de büyük keyif aldım. İlk televizyon dizimi de Sinem Kobal ile çekmiştim. Sonra birlikte bir program sunduk. 'Ayakta Kal'la birlikte bizi Ediz Hun-Filiz Akın, Gülşen Bubikoğlu- Tarık Akan ikililerine benzetmeye başladılar. Jön olayına gelince... Jönlük kısa sürede elde edilmez. Sanıyorum benim bu konuda daha çok yol kat etmem gerekecek. Ve elbette rol aldığım filmlerin hikayesinin de benim jön olmama uygun olması gerek.
* 'Ayakta Kal'da canlandırdığınız 'Ali' gönlünü zengin bir kıza kaptırıyor. Siz yoksul bir kıza gönlünüzü kaptırır mısınız? Yoksa filmler gerçekten gönlünüzü kaptırır mısınız? Yoksa filmler gerçekten hayal satma platformu mu? 'Davul bile dengi dengine çalar'ın tek anlamı servet miktarı değil. Kültür anlayışındaki ve yaşam tarzındaki farklılıklar da davulun dengi dengine çalmasını gerektirebilir. Erkeğin zengin, kadının yoksul olması fazla sıkıntı oluşturmaz. Kadının zengin, erkeğin ise yoksul olması ise mutlaka sıkıntı oluşturur. 'Ayakta Kal'da böyle bir sıkıntıya değiniliyor. Film gereği finalde mutlu son var. Gerçek hayatta böyle olması çok zor.
FARKLILIKLARA GÖĞÜS GERMEK ZOR * Zengin bir erkek olarak yoksul bir kadına gönlünüzü kaptırır mısınız? Birbirinden çok farklı ortamlardaki iki insanın birbiriyle anlaşması çok zor. Çok büyük fedakarlıklar gerektiriyor ve sonu genellikle de hüsran oluyor. Maddiyata da şöyle bakabilirsin: Gecekondu mahallesinde büyümüş bir kızla çok zengin birinin evliliğinde; maddi açıdan da, kültürel açıdan da, yaşam tarzı olarak da çok büyük farklılıklar olur. Bu farklılıklara göğüs gererek o zorlukları aşmak da kolay iş değil.
* O zorlukları aşarsanız... O zorlukları aşarsam yoksul bir kızla evlenebilirim. Kendimi ille de zengin bir kızla evleneceğim diye programlamadım çünkü. Birlikte yaşamaktan mutlu olacağım bir kıza rastlarsam oturup da 'Cebinde kaç lira var?' diye mi soracağım...
* Sizce 'Ayakta Kal'daki zenginyoksul çatışması gerçek hayatta ne ölçüde yaşanıyor? Elbette her dönem her ülkede zenginle yoksul arasında bir çatışma vardır. Bu çatışma bazen vücut buluyor bazen de içten içe yaşanıyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de zenginle yoksul arasındaki çatışma hiçbir zaman vücut bulmadı. Türkiye'de zenginlerle yoksul mahalleleri Hindistan'da olduğu gibi tel örgülerle ayrılmış durumda değil. Nişantaşı'ndan Dolapdere'ye gitmek üç dakika...
Ruhumu yakan ateşi dışarıya yansıttım
* Filmdeki mezarlık sahnesinden oldukça etkilendiğinizi duydum. Doğru mu? Evet, mezarlık sahnesi yönetmen tarafından çok beğenildi. Elbette o sahnelerde rol yapmadım. Doğal olarak babam aklıma geldiği için o sahneleri yaşadım. Yapımcımız Faruk Aksoy da o sahne için beni tebrik etti.
* O anda neler hissettiniz? filmde canlandırdığım 'Ali' karakteri annesini erken yaşta kaybetmişti. Ben de babamı erken yaşta kaybettim. 'Ali'nin içindeki acıyı iyi biliyordum. Bu nedenle rol yapmama gerek yoktu. O anda içimdeki ateş ruhumu nasıl yaktıysa, onu dışarıya yansıttım.
Babam bana tek başına ayakta durmayı öğretti
* Yalnız bir insan mısınız? 'Bir insanın adam olduğu gün babasının öldüğü gündür' derler. Babamın ölmesiyle büyük sorumluk yüklendiğimi, sırtıma yük bindiğini hissettim. Çok şükür o yükü kaldıracak güce sahip olduğumu da hissettim. O fazilete haiz bir insan olduğumu görmekle sorumluluklarımı yerine getirmem daha kolay oldu.
* O büyük sorumluluğu yüklenmek hiç mi sıkıntı oluşturmadı? Babam erken ayrılığı biliyordu. Bu nedenle bana hayatta tek başına ayakta durmayı öğretti. Benim de başka bir seçeneğim yoktu ki... Babam öldükten sonra ya elimdekilerin büyüsüne kapılıp dejenere bir hayat yaşayıp sapıtacaktım, kaybolup gidecektim, ya da yoluma düzgün bir şekilde devam edecektim. Allah rahmet eylesin babamın beni hayata küçük yaşta hazırlaması sayesinde o büyük sorumlulukları yüklenmek bir sıkıntı oluşturmadı.
Tembellik benim için bir insanlık suçudur
Zengin doğdunuz, büyük bir olasılıkla zengin biri olarak öleceksiniz. Peki zenginliği yaşamınızda ne kadar kullanıyorsunuz? Para sağlık için çokönemli. Ben günde defalarca haline şükreden biriyim. Bana miras kalanla yetinmem. Hep çalıştım, hep de çalışacağım. Ayrıca zenginlik göreceli bir kavram. Bir Arap şeyhine göre yoksulum, bir işportacıya göre ise zengin... Hiç bir zaman namerde muhtaç kalmayacak kadar zengin olayım yeter.
* Çocukken limon satmanın dışında başka ne işler yaptınız? Babamın beni erken yaşta hayata hazırlama isteğinden dolayı işportacılık, belboyluk, tercümanlık yaptım, otellerde çalıştım. Çalışkanlık ırsidir, çalışkan biryapım var, babam da öyleydi. Tembellik benim için bir insanlık suçudur.
ÇÜRÜK KAFALAR * Oysa bir dönem, babasının şöhreti ve parasıyla gününü gün eden bir imajınız vardı... O, içi kötülükle dolu olanların kendi çürük kafalarında oluşturdukları bir imajdı. Ben hiç bir zaman babamın parasıyla gününü gün eden bir adam olmadım. Keşke beş kuruşumuz olmasaydı da babam hayatta olsaydı!Dışarıdan toz pembe görünen hayatımda babamı kaybetmekle birlikte nasıl sıkıntılar yaşadığımı kim biliyor?
* Nasıl sıkıntılar? Maddi sıkıntılardan söz etmiyorum. Babamı doya doya yaşayamamanın getirdiği sıkıntılardan söz ediyorum. Elbette dışarıdan her şey toz pembe gözükür ama içine girdiğiniz zaman aslında ne kadar büyük acıların, ne kadar büyük sorunların olduğunu insanlar bilemez.
Türkiye'in en büyük sorunu insanların içindeki fesatlık!
* Ticaretteki başarı hedefiniz nedir? Belli bir kota koydunuz mu? Ticaretteki hedeflerin sınırını iyi belirlemek gerekir. Aksi takdirde sonun başlangıcı yaşanabilir. Elbette ki benim ilk önceliğim boynuzun kulağı geçmesi. Bu yolda iyi ilerliyorum. Babamda hep öyle olsun isterdi. Zaten öyle olması normal. Her alanda gelişme, sadece yeni neslin bir önceki nesli geçmesiyle mümkün olabilir. Ama dediğim gibi, itibar her şeyden önce gelir. Bugün param var diye yarın da olacak değil. Belki de olmaz. Ama itibar her zaman olmalı.
* Genç bir iş adamı olarak sizce Türkiye'nin en büyük sorunu nedir? Türkiyee'nin içinde bulunduğu en büyük sıkıntı kriz değil. Kriz atlatılır. Az yarayla veya çok yarayla. Ama eninde sonunda atlatılır. Kanımca en büyük sorun başarıya karşı duyulan kıskançlık, insanların içindeki fesatlık. Tembellerin çalışkanları paçalarından tutup aşağıya çekmeye çalışması. Tembeller o küçük beyinleriyle çalışkanları aşağıya çekip kendilerinin zavallılıklarının görünmeyeceğini düşünüyorlar. Öyle çıplak ki o zavallılar... İşte budur Türkiye'nin en büyük derdi. Bunun yanı sıra bir başka büyük sıkıntı da eğitim sisteminde.
DERSHANELER BÜYÜK YANLIŞ * Eğitim sistemindeki sıkıntı nedir? En büyük sorun dershanelerin varlığı. Dershaneler sadece üçüncü dünya ülkelerin kurumlarıdır. Dershaneler varsa okullar neden var? Okullar varsa dershaneler neden var? Okullar zaten öğrencileri üniversite veya diğer okullara hazırlayacak bilgileri vermekle yükümlü değil mi? Dershaneden fazladan para kazanacak bir öğretmen okulda kendini işine verir mi? Kanımca okullar dershanelerden dolayı yükümlülüklerini yerine getirmiyor, getiremiyor. Ek bir iş sahası yaratma adına okulların yükümlülüklerini yerine getirmemesinin sıkıntısının ne büyük ölçüde olduğu görülmüyor mu? Eğitim sorunu çözülmek isteniyorsa önce dershaneler kapatılsın.
* Dershanelere neden bu kadar karşısınız? Çünkü yanlış. Avrupa'da dershane kavramı yok. Neden yok? Onlar bilmiyor mu işi? Öğrenciler okulla dershane arasında bocalayıp, yitip gidiyorlar. Ne bir sonraki öğrenimlerine, ne de hayata hazırlanabiliyorlar. Bu nedenle karşıyım.
Sabah |