Önceki haftalarda Rahmi Koç, Amerika’nın en büyük yat malzemeleri mağazası West Marine’in Amerika dışındaki ilk franchise mağazasını Kartal’da açtığında, hep büyük bir zenginlikle özdeşleştirdiğimiz yatçılığın Türkiye’de hızla yaygınlaşacağı ve kısa zamanda bu imajından kurtulacağı konuşuldu. Aslında bu tür konuşmalara pek yabancı sayılmayız, zira sahip olduğu ‘zengin işi’ imajından dolayı kendimizden uzak gördüğümüz dünya yatçılıkla sınırlı değil. Örneğin her geçen gün sayıları artan biçimde, belediyelerin kenar semtlerde ya da Anadolu’da açtığı tenis kurslarının ‘tenis artık zengin sporu değil’ anonsuyla ilan edildiğine ya da haberlere konu olduğuna rastlamışsınızdır.
Benzer bir durum bugünlerde binicilikte yaşanıyor. Bugün koşulacak Atatürk Kupası’nı ilk kez özel bir şirket, milli Binici Ülkan Delikan’ın kurduğu Parkur Organizasyon düzenliyor. Delikan’ın hedefiyse yine tanıdık; “Binicilik zengin sporu değil, onu bu imajından kurtaracak adıklar atmayı düşünüyorum.”
‘Zengin işi’ imajından sıyrılıp yelpazeyi genişletmeyi hedefleyen ve bundan böyle sıklıkla gündemimize gelmeye devam edecek bu üç alanda ‘bilenlerle’ görüştük.
İLGİ 3 KAT ARTTI
Kartal’daki West Marine’in Genel Müdürü İbrahim Yazıcı’nın tekne tutkusu, bankacı babasının o 10 yaşındayken aldığı yata kadar uzanıyor. Babası 1976’da vefat edince kız kardeşiyle birlikte 10 yıl boyunca kullanmışlar tekneyi, ardından da ikisi ayrı tekne alarak bu hayata devam etmiş, hâlâ sürdürdükleri gibi. “Acaba Türkiye’deki yatçılıkta zaman içinde dikkate değer bir gelişme oldu mu” diye soruyoruz kendisine. Cevabı yeterince açıklayıcı: “1990’da iş için gitmiştim İngiltere’ye, 2006’da geri döndüm. Giderken gördüğüm manzarayla geldiğimde gördüğüm arasında büyük fark var. Mesela yelken yarışlarına 15-20 tekne katılırdı İstanbul’da, bugünse 60-80 tekne katılıyor. 2000’lere kadar marinalarda çok az tekne vardı, bugün yer bulmak imkansız. Bunlar ana göstergeler. Bir de tabii şöyle bir durum var; Türkiye’ye gelen turistlerin sayısı önemli miktarda arttı ve bunlar arasında tekneyle gelenlerin ciddi bir oranı var.”
West Marine olarak hedeflerinin pazardan pay kapmak değil pazarı büyütmek olduğunu söylüyor Yazıcı: “Yatçılık alanındaki ihtiyaçlara daha çabuk, kolay ve makul fiyatlarla cevap verildiği için bugüne kadar bu alana uzak kalmış kişiler de teşvik edilmiş olacak”.
5 bin ayrı ürünün satıldığı denizcilik marketinde önümüzdeki sezondan itibaren küçük boyutlu teknelerin satılması da planlanıyor. Böylece tekne almak isteyen biri aradığı her şeyi tek yerde bulabilecek.
ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ GEREK
Yazıcı’ya göre, her ne kadar yatçılık alanında son zamanlarda ciddi bir hareketlilik yaşansa da, Türkiye’nin potansiyelleri düşünüldüğünde daha büyük bir canlanma beklemek gerek. Bunun görünürdeki tek koşulu yeni marinaların yapılması. Fakat “daha önemli bir şeyin, zihniyetin değişmesi gerekiyor” diyor Yazıcı. Türkiye’de marina açmak için 17 ayrı devlet kurumundan izin almak gerekiyormuş. Bir de izinlerin çıkmasını beklemek var tabii; yaklaşık 2 yıl. “Yapacağınız şey altı üstü bir dalgakıran, yoksa onun içine marina yapmak zor değil” diyen Yazıcı bu bürokratik engelleri denizci bir millet olmayışımıza bağlıyor; “sahil şeridindeki şehirlerde hep liman kalıntıları görürsünüz, Romalılar’da, Bizanslılar’da hatta Osmanlılar’da hep liman yapılmış, coğrafyamız bu işe çok uygun hatta bu konuda dünyanın en güzel yerlerinden biri. Fakat Türkiye’de denizciliğe fazla önem verilmemiş. Böyle olduğu için de bilgimiz az, yasalar yapılırken denizcilik kimsenin aklına gelmemiş, şimdiki zorluklar da bu anlayış eksikliğinden kaynaklanıyor, bu yasalar da ne zaman değişir bilemiyorum.”
Fakat neyse ki her şey yasa değişikliklerine bağlı değil. Örneğin Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul’un farklı yerlerinde açmayı planladığı marinalar için bir beklenti var.
Yazıcı’ya göre bu beklentiler hayata geçmeden herhangi bir İstanbullu açısından yat alma fikri pek parlak ve mantıklı bir fikir değil, marinalarda yer kalmamasından dolayı. Burada bir fikir vermesi açısından mütevazı bir teknenin 4 bin dolara alınabileceğini söyleyelim. Ayrıca kaptanlı ya da kaptansız kiralama, devre mülk biçiminde ya da 3-4 ortakla satın alma gibi yöntemlere, Türkiye’de henüz pek yaygın olmasalar da, yurt dışında ciddi seçenekler olarak bakılıyor. Yazıcı, üzerinde ‘zengin işi’ imajının bulunmasına rağmen zenginlerin bile yeterince dikkatini çekmeyen yatçılığın önümüzdeki dönemde geniş bir kesimin gündemine gireceğini, insanların araba ya da yazlık gibi tekne kiralayıp alacağını söylüyor. Bir de önerisi var; “tekne hayatı çok eğlencelidir aslında ama sonuçta bir yazlık gibi geniş değil, alırken mutlaka eşinize ve çocuklarınıza danışın, yoksa mutluluk vermeyebilir.”
EYÜP TATLIPINAR-AKŞAM |